Afet ve Acil Durum Haberleşmesi: GSM Yanılgısı

telsizBugün Gökçeada yakınlarında 6.5 büyüklüğünde bir deprem oldu ve bu deprem İstanbul dahil olmak üzere Marmara bölgesinin birçok yerinde hissedildi. Depremin olmasından yaklaşık 10 dakika sonra GSM kesintileri başladı ve benim tecrübeme göre yaklaşık olarak 1.5 ile 2 saat boyunca bu kesintiler devam etti. Bu deprem neyse ki can kaybına sebep olmadı ve olası büyük Marmara Depremi öncesinde iletişim altyapılarımız konusunda kafalarda soru işaretleri bırakarak bu altyapılar üzerinde düşünmemizi sağladı.

Bu yazı afet ve acil durumlarda iletişim konusunda GSM’in sorunlarından ve alternatif haberleşme yöntemlerinden bahsederek kamuoyunda oluşmuş yanlış GSM algısı konusunda fikirler ortaya koyacaktır. Alternatif iletişim yöntemleri içerisinde amatör telsizcilikten bahsederek amatör telsizin bu tür durumlarda ne gibi bir fayda sağlayabileceği tartışılacaktır.

GSM Yanılgısı

Cep telefonları (ve sonrasında akıllı telefonlar) hayatımıza girdiğinden beri GSM şirketlerinin ticari çabaları ile birlikte normal zamanda neredeyse kesintisiz bir şekilde haberleşebilir ve bilgi paylaşabilir duruma geldik. Normal zamandaki bu kesintisiz iletişim, birçok insanda sanki bu altyapının her zaman çalışabileceği ilizyonunu yarattı ve bu sistemlerin çalışmaması durumunda neler yapacağımızı neredeyse tamamiyle unuttuk. Bu depremde gördük ki aslında GSM ve telekomunikasyon altyapısı kırılgan bir yapı ve bu kırılganlığın sebebi temellerinde yatıyor. Çok teoriye girmeye gerek yok, hepimizin tahmin edebileceği gibi GSM altyapısı kar amacı güden şirketler tarafından sürdürülmekte ve kapasite hesabı da ortalama bir günde altyapıyı kullanacak insan sayısı ve bu insanların sistemi ne kadar çok kullanabileceği olasılığı üzerinden yapılmakta. Kısaca, şu anda kullandığımız bütün iletişim araçları hesaplanan trafikten biraz daha fazla bir trafik meydana geldiğinde bunu kaldıramayacak durumda. Eğer yeterince sayıda insan aynı anda telefonları kullanırsa sistem kaynakları yetersiz kalarak yaptığınız telefon görüşmesini kesecektir. Bu noktada neden herkese yetecek kadar kapasite arttırmıyorlar? diye sorabilirsiniz. Bu gereksizdir zira normal zamanda sistemin en fazla kullanıma ulaştığından (bayram, iş giriş/çıkış vs) fazla kaynak koyduğunuzda bu kaynak atıl durumda kalacaktır ve bu da zarar demektir. Bu yüzden telekomunikasyon şirketleri kullanım olasılığı üzerinden hesaplarını yapar ve bu gayet doğaldır, ancak gördüğümüz gibi afet ve acil durumda problem yaratmaktadır.

Şunu da hatırlatmakta fayda var; bu depremde GSM altyapısına fiziki bir zarar gelmedi, yaşanan kesintiler çoğunlukla beklenenden fazla insanın aynı anda telefon görüşmesi yapmaya çalışmasından oluştu. Buna GSM altyapılarına (ana sunucular, baz istasyonları) fiziki olarak zarar gelmesini ve elektrik kesintilerini de eklediğimizde günlerce iletişimsiz kalacağımızı söylememiz abartı olmaz. Referans olarak 99 depremlerine bakmamız yeterli. İşte tam bu noktada alternatif iletişim yöntemlerinin ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Bu gibi durumlarda GSM kullanılmasını zorlamak yerine GSM dışında alternatif haberleşme altyapılarını düşünmemiz gerekmekte zira GSM elverişli bir afet ve acil durum haberleşme altyapısı değildir.

Afet ve Acil Durumda Amatör Telsiz

Amatör telsizcilik kısa tanımı ile bireylerin kendilerini haberleşme ve haberleşme elektroniğinde yetiştirmelerine yönelik gayri ticari, siyasi boyutu olmayan ve deneysel bir haberleşme servisi şeklindedir (trac.org.tr).  Türkiye Radyo Amatörleri Cemiyeti (TRAC) kamu yararına çalışan bir dernek olmakla birlikte resmi olarak 1962 yılından beri amatör telsizcilik faaliyeti sürdürerek afet ve acil durum haberleşmesi de dahil olmak üzere birçok konu üzerinde çalışmaktadır.

Amatör telsizciler birçok yerde röle istasyonları kurarak bu röle istasyonların çalışır halde olduğundan emin olurlar. Bu röle istasyonları genellikle yüksek mevkilerde konumlandırıldığı için çok geniş alanlarda amatör telsizcilerin haberleşme yapabilmesine imkan tanımaktadır ve çoğunluğunda jeneratör bulunduğu için elektrik kesintilerinden/sarsıntılardan etkilenmemektedirler. Amatör telsizcilerin, frekans spektrumunun çeşitli yerlerinde kendilerine ayrılmış olan bantlarda çok geniş bir teknik yelpazeden yararlanarak çalışabildikleri  için yeterli ekipman ve bilgi ile tüm dünya ile rahatlıkla haberleşebileceğini söylememiz yanlış olmaz. Dolayısıyla, amatör telsizciler sadece röle kurarak haberleşmemektedir. Hiçbir altyapı olmaksızın sadece ellerindeki telsiz cihazları ile ateş kulesi mantığıyla mesajı bir yerden başka bir yere iletebilmektedirler. Amatör telsizcilerin asıl farkı da çeşitli durumlarda haberleşmeyi nasıl sağlayacaklarını bilmeleridir.

Ayrıyeten, amatör telsizcilik insanların merak duyarak yaptığı bir aktivite olduğundan bu insanların bilgileri sürekli taze durumdadır. Cep telefonu ve internetin olmadığı bir durumda telsiz sistemlerinin çalışır durumda olacağını belirtmekle beraber; afet ve acil durumda en önemli şeyin hangi durumda neler yapılacağının bilinmesi ve haberleşme olduğundan, amatör telsiz bu noktada gözardı edilmemesi gereken bir kaynak halini almaktadır.

Bir telekomunikasyon şirketiniz olduğunu düşünelim. Burada yöneticisiniz veya çalışansınız. Büyük bir afet anında;

  1. Cep telefonunuz çalışmıyor
  2. İnternetiniz çalışmıyor
  3. Hiçbir yerden haber alamıyorsunuz

Nasıl haberleşirsiniz? Bir şekilde merkeze giderek sorunun nereden kaynaklandığını buldunuz ancak bu sorunun düzeltilmesi için insanların biryerlere gitmesi gerekiyor. Bu insanlara nasıl ulaşacaksınız ve nasıl yönlendireceksiniz? Aklınıza seyyar, mobil baz istasyonları kurmak gelebilir. Ancak bu baz istasyonlarının nereye kurulacağını mobil baz istasyonunda görevli insanlara nasıl haber vereceksiniz?

Bütün bunları şirketiniz içinde amatör telsizciliğe meraklı, haberleşme konusunda bilgisi olan kişiler yardımı ile yapabilirsiniz. amatör telsizcilerin sunduğu birçok hizmetten, kullanabildiği birçok frekans bandından faydalanarak saha elemanları ile haberleşmeyi sağlayıp, altyapıların tamir edilmesini hızlandırabilirsiniz. Bunun için yukarıda belirttiğim gibi GSM dışında düşünmek gerekmektedir.

Malesef Türkiyedeki birçok şirket amatör telsize yeterince ilgi göstermemekte, afet ve acil durum anında yapması gerekenleri çabuk unutmaktadır. Bu noktada şirketlerin algısı büyük bir problem teşkil etmektedir.

Şirketlerin İş Sürekliliği Algısı

Birçok şirkette iş sürekliliği bölümleri bulunur ve bu bölüm yukarıda bahsettiğimiz durumlarda neler yapılması gerektiği üzerinde düşünür (ya da yapması gereken işlerden biridir). Kurumsal şirketlerin yıllardan beri gelen alışkanlıklarından mıdır bilinmez gönüllülük düşüncesi birçok kurumsal şirkete yabancı gelmekte; dolayısıyla gönüllülere en fazla ihtiyaç duyulan ve birçok işin STK’lar tarafından yürütüldüğü deprem gibi afet durumlarına ticari düşünceleri ile bakmaktadırlar. Gördüğüm kadarıyla kurumsal şirketlerde “parasını verip hizmet alıyorsam sorun yok, gerisi hizmet aldığım kurumun işi” algısı bulunmakta, ve bu yolla sorumluluğu atma çabasına gitmektedirler. Afet ve acil durum gibi ne zaman olacağı belli olmayan bir olay için bu algının değişmesi gerekmektedir. Normal bir şirket algısı ile düşünürsek ‘acil durumda benim haberleşmemi sağla’  beklentisini kimse sağlayamaz, neler yaşanacağını kimse bilemez, dolayısıyla planlayamadığı ve bu nedenle maliyetini hesaplayamadığı bir hizmeti teklif edemez, böyle bir yükümlülüğe giremez ve fatura edemez. Şu anda TRAC tarafından gönüllülük temelinde ülke çapında verilen bazı hizmetlerin teknik altyapıların ticari alternatifi için gerekli olan yeni yatırımların rakamları çok büyüktür, bazılarınınsa alternatifi yoktur (örn: Kandilli rasatlarını yedekleyen APRS – internetten bağımsız, dağıtık coğrafi bilgi sistemi). Dolayısıyla bu iş bir kurgulama, planlama, eğitim, ekip, ve gönüllülük işidir. Bunun için şirketler mevcut algılarını değiştirmek, alternatif kaynaklarla ortak çalışmalar yapmak ve çalışanlarını gönüllülüğe teşvik etmek zorundadırlar.

Birçok kez çeşitli şirketler ile görüşmelerimiz sonucunda bunları belirtmemize rağmen hep bir yerde süreç tıkandı ve ilerleme kaydedilemedi. Şirketler belki de çok az bir maliyet ile haberleşme konusundaki ihtiyaçlarını gidermek konusunu anlamakta sıkıntı çekiyorlar veya gönüllülük kavramı henüz yabancı geliyor. Yapmaları gereken sadece bünyesindeki çalışanları teşvik etmek ve farkındalık sağlamak. Bu teşviğin lisans almak isteyenlere sınav ücretlerinin sağlanması ve şirket tarafından verilen birer cihaz olması bile yeterlidir. Sonrasında TRAC ile ortak çalışarak güvenli noktalarda telsiz istasyonlarının kurulması, neler yapılacağının planlanması ile haberleşme sorunları çözülecektir.

Kurumsal şirketlerdeki bir diğer yanlış düşünce de ‘teknoloji/cihaz alırım, problemi çözerim’ düşüncesidir. Cihaz, teknoloji satın alınabilir ama bu cihazları kullanabilecek ve haberleşmeyi bilen insanlar olmadıkça alınan o teknolojiler tamamiyle çöpe gidecektir. Ticari haberleşme cihazları alındığında zamanla o teknoloji unutulacak, ilgisi olmayan birine ‘afet anında bunu kullanacaksın’ dediğinizde o kişi zamanla unutacak, belki işten ayrılacak ve yöneticisi haberleşme görevinin verildiğinin farkında olmayacak, işin sonunda haberleşme sağlanamayacaktır. Tekrar belirtmekte fayda var: bu iş kurgulama, planlama, eğitim, ekip, ve gönüllülük işidir. Bu yüzden haberleşme konusunda kurumsal şirketlerin farklı düşünmeye ihtiyaçları vardır.

Ama Bizde Uydu Telefonu Var?

Evet var, belki daha da fazlası var ancak uydu telefonu ile kaç kişi ile haberleşebileceğinizi biliyor musunuz? İnsanlar sürekli bu uydu telefonlarını yanlarında veya çantalarında taşıyorlar mı? Bu uydu telefonları her zaman çalışır durumda mı?  Abonelik ücretleri aksatılmadan ödenmekte mi? Daha da önemlisi, nasıl haberleşeceklerini, acil durumda kime hangi numaradan ulaşacaklarını biliyorlar mı? Ulaşabildikleri kişiler ise acaba “doğru zamanda doğru yerde” olacaklar mı? veya acil olarak gereksinme duyulan yardımı sağlayacak kaynağa ulaşabilecek mi?

Yukarıda belirttiğim gibi burada önemli olan teknoloji değil, insan kaynağıdır. İnsan kaynağı olmadıkça verimli bir haberleşme olanağı olmamaktadır, dolayısıyla acil bir durumda iş sürekliliğinizden tutun yardım talepleriniz ve sonrasında yapılabilecek diğer işler aksayacaktır.

Ortak Çalışma

Afet ve acil durum anlarında tek başımıza asla yeterli olamayız. Bu yüzden diğer kurum ve kuruluşlar ile çalışmamız gerekmektedir. Haberleşme bunun küçük ancak en önemli bölümünü teşkil etmektedir. TRAC 50 yılı aşkın bir süredir  faaliyettedir, ülkemizin afetler konusunda çalışan ilk gönüllü kuruluşudur ve 24 yıldan beri çeşitli kurum ve kuruluşlar ile çalışmaktadır. Kriz masasında, valiliklere ve önemli yerlere gönüllülerini sevk ederek veya seyyar  haberleşme istasyonları kurarak birçok kurumun haberleşme ihtiyacını gidermektedir. TRAC bu noktada diğer kurum ve kuruluşlar ile haberleşebilmek için bir merkez (hub) durumundadır. TRAC bünyesindeki veya işbirliğine giren kurumlardaki başka amatör telsizciler haberleşme konusundaki bu olanaklardan faydalanamakta, dolayısıyla çalıştıkları kurumlara da bu faydayı sağlamaktadır. İstanbul Valiliği Haberleşme Hizmet Grubu‘nda yapılan toplantılarda da nasıl ortak çalışılabileceği planlanmaktadır.

Yukarıda bahsettiğim gibi hayali telekomunikasyon şirketinizi ele alalım. Elinizde diğer kurumlar ile haberleşebileceğiniz bir ortak çalışma platformu yok ise kaos anında ihtiyaçlarınızı bildirmeniz çok zorlaşacaktır. Seyyar araçlarınızı kriz merkezine sokabilmeniz bile aşırı derecede zorlaşacak, muhtemelen kriz merkezi girişinde kolluk kuvetleri tarafından durdurulacaktır. Bu örnek çeşitli depremlerde yaşanılan ve yaşanması çok olası bir durum. Bu durumda ilgili kuruma bilgi vererek geçişinizi sağlamanız gerekecektir. Bu noktada kriz merkezi ile TRAC aracılığıyla haberleşip bu ihtiyacı bildirmeniz rahatlıkla mümkün olacaktır.

Şirketlerin haberleşmeyi ön plana alarak diğer kurum ve kuruluşlar ile nasıl ortak çalışabileceklerini düşünmeleri, büyük resme bakmaları gerekmektedir.

Sonuç

GSM her ne kadar kullanışlı bir teknoloji olsa da elverişli bir afet ve acil durum haberleşme altyapısı değildir. Haberleşme, afet ve acil durumlarda çok önemli bir yer teşkil etmekte; haberleşmeyi sağlamak için GSM dışında tüm olası alternatif kaynakların kullanımını düşünmemiz gerekmektedir. Hiçbir kurum veya sistem size afet durumunda gerekecek bir hizmeti tek başına sunamaz. Bu, kurgulama, planlama, eğitim, ekip, işbirliği, ve gönüllülük ekseninde yürütülmesi gereken bir faaliyettir. Şirketler bu noktadaki görüşlerini değiştirmeli, teknolojinin tek başına problemleri çözmeyeceğini ve nitelikli insan kaynağının önemli olduğunun farkına varmalıdır. Tek başımıza asla yeterli olmadığımızı göz önüne alırsak ortak çalışma acil bir durumda ihtiyacımız olan en önemli şeydir. Bu ortak çalışmayı ortak dilin konuşulduğu bir ortam olan amatör telsizcilikte ve TRAC vasıtası ile yapabiliriz.

Amatör telsizci olmak için belirli bir meslek grubuna mensup olmaya gerek yoktur, buna ilgi duymanız yeterlidir. Siz de haberleşme konusuna ilgi duyuyorsanız Nasıl Amatör Telsizci Olunur sayfasından detaylı bilgi alabilirsiniz.

Çalışan basit bir sistem, çalışmayan kompleks bir sistemden her zaman daha iyidir ve amatör telsiz hayat kurtarır.

ErenTurkay.com Yayında!

Uzun zamandan beri kişisel bir web sayfasına ihtiyacım vardı ve bunu Github yardımı ile Jekyll kullanarak giderdim. ErenTurkay.com sayfası artık kullanılabilir.

Bu blog ile birlikte ErenTurkay.com aynı anda faaliyetini sürdürecek ancak ilerleyen zamanlarda blog için ErenTurkay.com‘a geçmeyi planlıyorum. Geçtiğimde yine buradan duyuracağım.

Amatör Telsiz Özgür Yazılım Günlerinde

TuxHam_blog.jpg (200×173)Bilenler bilmeyenlere anlatsın. Linux Kullanıcıları Derneği ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Bölümü tarafından ortaklaşa gerçekleştirilen Özgür Yazılım ve Linux Günleri 30-31 Mart 2012 tarihinde İstanbul Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü’nde gerçekleştirilecek.

2 gün sürecek olan etkinlikte Telsiz ve Radyo Amatörleri Cemiyeti (TRAC) orada bulunacak. Cumartesi günü de  amatör telsizcilik ve linux konusunda kısa bir konuşma yapacağım. Linux veya amatör telsiz konusuna ilgi duyan herkesi bekliyoruz!

 

Etkinlik anasayfasına buradan, etkinlik programına ise buradan ulaşabilirsiniz.

73! DE TA1AET

(Fotoğraf: http://www.linuxjournal.com/content/amateur-radio-forums-now-tech-support-i-hope)

IstStatus Servisinin Susturulması ve Güvenlik Anlayışımız

Dün birçok havacılık meraklısı insanın yanısıra otellerin ve havayolu şirketlerinin çeşitli havalimanlarına iniş yapacak olan uçakları görebildikleri, kule ile aralarında olan telsiz konuşmalarını dinleyebildikleri iststatus.com kapatıldı. Kapatılma sebebi ise “güvenlik”. Devlet Hava Meydanları İşletmesi, VIP uçakların içerisindeki yolcuların, uçak kodunun, havadaki pozisyonunun herkes tarafından açık olarak görülmesinin bir güvenlik zaafiyeti oluşturduğunu düşünmüş ve öyle görünüyor ki teröristlerin bir saldırı yaparak uçağı düşürmelerinden korkarak kapatılmasını sağlamış [0]. Bu düşünce tarzının yanlış olduğunu, kafamıza kuma gömmek olduğunu ve doğru olanın ne olduğunu bir şekilde DHMİ’ye anlatmak gerekiyor.

Konuyu daha iyi anlayabilmek için iststatus.com ‘un bu servisi nasıl sağladığına fazla teknik detaya inmeden bir bakalım. Radar sistemlerinin nasıl çalıştığını hepimiz az çok biliyoruz. Bir radar sinyali göndererek objelerden seken sinyali işleyip bu objelerin bize olan uzaklığını hesaplayarak objelerin konumunu belirleyebiliyoruz. Havacılıkta bu radara Birincil Radar (Primary Radar) deniyor ve genel olarak yedek olarak kullanılıyor. Ancak şöyle bir sorun mevcut, uçakların kuleye olan uzaklık bilgisinin yanısıra yerden olan yüksekliği, uçak kodu gibi bilgilerin de bilinmesi gerekiyor. Bunun için birincil radar yetersiz kaldığı için İkincil İzleme Radarı (Secondary surveillance radar) kullanılıyor. Basit olarak her uçak gerekli bilgileri içerisinde barındıran bir alıcı/verici (transponder) taşıyor. İkincil izleme radarı bir sinyal gönderip bilgi istediği zaman uçaklarda bulunan bu alıcı/verici gerekli bilgiyi kodlanmış (şifrelenmiş değil) bir biçimde 1090 MHz‘den yayınlıyor.  DHMİ’nin söylediğinin aksine şunu belirtmek gerekir ki bu bilgi uçağın içerisindeki yolcu bilgilerini kapsamamaktadır.

IstStatus‘un yaptığı şey zaten herkes tarafından görülebilen, şifrelenmemiş ve 1090 MHz’de gönderilen veriyi anlamlı bir veri haline getirip 3 dakika gecikme ile insanlara sunmak. Telsiz konuşmaları da tek bir kanal değil, birden fazla kanal dolaşılarak veriliyor. Bu kanallar, benim bildiğim kadarıyla, yer, yaklaşma, ve kule. Burada konuşulanlar ise tamamiyle havacılıkla ilgili ve anormal bir durum olmadığı sürece “TK 321, yüksekliğini aaa’ya çıkar, hızını bbb’ye düşür, baş kısmını da ccc’ye yönelt” şeklinde ve herhangi bir önemli bilgi içermiyor. Tekrar hatırlatmak gerekiyor ki bu telsizler de herkes tarafından rahatlıkla dinlenebilir.

IstStatus türünün tek örneği değil tabi ki. Dünyanın birçok yerinde, görünüllü insanlar evlerinin çatılarına basit bir telsiz anteni ve az önce bahsettiğim 1090 MHz’de yayınlanan veriyi anlamlı hale getirecek cihazı koyarak (ADS-B Receiver) insanlara havaalanında neler olduğunu sunuyor. Bunun çeşitli yararları mevcut. Birincil olarak havacılıkla ilgilenen çeşitli insanlar kuleyi takip ederek muhabere konusundaki bilgilerini genişletiyorlar. Bu, aynı zamanda kulede ya da uçakta meydana gelen bir olumsuzluk durumunda otokontrol sağlıyor. Bir diğer yararı ise oteller ve misafirlerini havalimanında karşılayacak olan oluşumlar bu sayfayı takip ederek uçağın nerede olduğuna bakarak araçlarını zamanında çıkarıyorlar ve havalimanındaki gereksiz trafik engellenmiş oluyor. Bunu, iststatus kapandığından beri Atatürk Havalimanında yaşanan araç trafiğinden anlayabiliriz.

Herhangi bir terörist eylemi gerçekleştirme planı olan bir insan, 3 dakika gecikme ile aldığı bilgiyi kullanmayacaktır ve daha sofistike düşünmesi gerekir. Elinde yaklaşık olarak 400-500€ maliyeti olan ADS-B alıcısı olan bir insan bu bilgileri zaten görebilecektir. Şu anda alınan karar kafamızı kuma gömmekten başka bir şey olmamakla birlikte otokontrolü ve havacılık meraklılarının çalışmalarını engellemektedir. Öyle görünüyor ki kuledeki insanlar ve DHMİ, bu otokontrolden rahatsız oluyorlar. Dilerim ki havacılık meraklıları, telsiz meraklıları ve bir şekilde iststatus’den yararlanmış insanlar bu konunun peşini bırakmaz.

[0] http://www.airporthaber.com/iststatus-susturuldu–36590h.html

Nasıl Sıralama Analizi Yapılmaz

Veri Yapıları ve Algoritmalar (COMP231) dersinin bu haftaki projesinde sıralama algoritmalarının implementasyonu ve analizi yapılması istendi. Proje Quick sort ile beraber ders kitabı olarak kullandığımız Cormen’in Introduction to Algorithms kitabındaki Merge sort algoritmasının yazımını bize bırakmış ve Insertion sort ile beraber birtakım yardımcı fonksiyonları hazır olarak vermişti.

Güzel bir pazar günü başlangıcında quick sort’u yazıp diğer kısımlarını akşama bırakmış idim. Sanırım eğlence akşam vaktini bu işe ayırmamla başladı. Gece 10.30 – 3.30 arası Cormen’in Merge sort algoritmasını yazmakla,  toplamda 4 tane algoritmanın analizini yapıp anlamlı veri elde eden programcığı yazmakla ve gnuplot öğrenmekle geçti. Sonunda gnuplot ile sonucu elde ettim ancak twitter’da bahsettiğim üzere bir problem vardı. Gecenin o vaktinde artık ekrana bakacak halim kalmadığı ve proje teslimine 5 saat kaldığı için projenin o hali ile gönderip sabah labda bakmaya karar verdim.

Sabah problemi reb’e söylemem ile beraber durumun hocaların bulunduğu e-posta listesine atılması bir oldu :) Şimdi bulduğum sonucu ve olması gereken sonucu yan yana koyalım.

İlk analizde görüyoruz ki harika bir gariplikte O(n^2) çalışması gereken insertion sort O(n) çalışmakta. Normalde O(n . lgn) çalışması gereken merge sort neredeyse O(n^2) çalışıyor gibi görünüyor.

Tabi ki hata bu veriyi üreten kodda meydana geliyor. Sıralama algoritmalarının çalışmasında herhangi bir sıkıntı mevcut değil. Sakin kafa ile düşününce anlıyoruz ki durum tamamiyle mutation, yani bir dizinin (array) ortak kullanımından kaynaklanıyor. Alınan kahve oranı ve gecenin ilerleyen saatleri ile yazılan kod kalitesi arasında bir ilişki olabileceğini düşünürsek ilk veriyi üreten kodun kirli bir biçimde yazıldığına şaşırmamak gerek. Kod tek bir liste alıp o liste üzerinde tek tek sıralama algoritmalarını çalıştırıyor. Yani ilk sıralamadan sonra elimizde sıralı bir liste oluyor ve devamındaki 3 algoritma sıralı liste üzerinde sonuç veriyor. Durum böyle olunca, insertion sort çalışması gereken bir biçimde sıralı liste üzerinde O(n) zamanda çalışıyor. Merge sort sıralanmamış liste üzreinde ilk olarak çalıştırıldığı için onun dışındaki diğer algoritmalar da aynı şekilde sıralı listeler üzerinde sonuç veriyor.

Sabah veri üreten programığı düzgün bir biçimde yazdıktan sonra doğru olan yukarıdaki sonuçları elde ettim. Sağda görüldüğü üzere insertion sort O(n^2) zamanda çalışıyor ve diğer algoritmalar yok denecek kadar az bir sürede işlemi tamamlıyor. Soldaki grafikte ise kalan algoritmaların analizi mevcut. Görüldüğü gibi 25.000.000 elemanlı listeye kadar analizi mevcut ki bu kadar büyük bir rakamda insertion sort’u beklemek çok uzun süreceği için çıkarmak zorunda kaldım.

Yanlış veriyi üreten programcığı buradan görebilirsiniz. Farkedeceğiniz üzere getAnalysis metodu tek bir liste üzerinde işlem yapmakta. Düzgün ve temiz haline ise buradan ulaşılabilir. getAnalysis artık bir metod ve liste alarak, önce listeyi kopyalıyor, ardından da zamanı döndürüyor. Bu işlemi 4 algoritma için tekrarlayıp zamanlarını aldıktan sonra dosyaya yazdırıyorum.

Ne öğrendim? 

Temel olarak yorgunken bir problemin içinden çıkılamadığında dinlenilmesi gerektiğini öğrendim. İşin teknik kısmında ise mutation konusunda dikkatli olunması gerektiğini, sıralama algoritmalarının nasıl davrandığını düzgün bir biçimde aklımda yazdım. Tabi sonucunda bölüm içerisinde eğlence konusu olmam ve “Eren The Sorter” olarak adlandırılmamın kaçışı olmadı :)

Not: Grafikleri geç bir saatte oluşturduğum için yazım yanlışı yaptım. Grafiklerin sadece başlığının düzeltilmiş hali ile uğraşacak ve görselleri tekrar yükleyecek gücü bulamadığım için grafikleri okurken comprasion kelimesini comparison şeklinde okumanızı rica ediyorum efem.

Kısa Yoldan Dosya Paylaşmak İstiyorsanız

Ofis içerisinde, ya da evinizde bir bilgisayardan diğerine dosya almak istiyorsunuz diyelim. Bunun için Samba, Scp (secure copy), FTP gibi yöntemler mevcut ancak bunların önceden ayarlanması ve üzerinde zaman harcanması gerekiyor. Bunun yerine basit olarak bri dizindeki dosyaları HTTP üzerinden sunmaya yarayan ve python ile beraber gelen basit bir sınıf mevcut, SimpleHTTPServer.

Tek yapmanız gereken bir konsol açmak ve dosyalarını paylaştırmak istediğiniz dizine girmek. Sonrasında konsola python -m SimpleHTTPServer 8080 yazarak o dizindeki dosyaları 8080 numaralı porttan sunmaya başlayabilirsiniz.

Amatör Telsiz CEBIT’te!

6-9 Ekim’de TÜYAP’ta gerçekleşecek CEBIT etkinliğinde ben de dahil olmak üzere birkaç amatör telsizci aktif katıılmcı olacağız. AMD Geode platformu ile beraber Pardus üzerinde çalışan amatör telsizcilik yazılımları ve bunların uygulamalarını sergileyeceğimiz Pardus standımıza hepiniz davetlisiniz. Eğer RoIP (Radio Over Internet Protocol), APRS (Automatic Packet Reporting System) ve genel anlamda amatör telsizciliğe meraklıysanız, standımıza gelmenizi tavsiye ederim. CEBIT’te görüşmek üzere!

Sn. Huzeyfe ÖNAL’a Açık Mektup

Sn. Huzeyfe ÖNAL,

Anonymous konusunda birçok yerde çeşitli haberler çıktı. Kimimiz bu
oluşumu yeni duydu, internet teknolojileri alanında çalışan insanlar
olarak bazılarımız da onları Sony, Wikileaks vb. gibi operasyonlarda
yakından takip etti.

Öyle görünüyor ki, siz de Anonymous konusunda röportaj verecek kadar
yakından takip etmişsiniz ve bu konuda bilgi sahibisiniz. Röportajınızı
aynen alıntılıyorum;

Anonymous’un anlık mesajlaşma kanalında gruba destek veren çok sayıda
Türk ile karşılaştık. İdeolojik söylemleri ile yurt dışındaki binlerce
Anonymous taraftarını Türkiye’ye karşı kışkırtan bu kişiler, bazı önemli
hedeflere saldırılması önerisinde bulundu.

İlk büyük saldırılarını bugün saat 18.00′de gerçekleştirmeyi planlayan
grup, 12 Haziran akşamı da YSK’nın sistemini etkisiz hale getirmeye
çalışacak. Bu sayede büyük yankı uyandırmayı ve seçime şaibe düşürerek
devlet kurumlarını yıpratmayı amaçlayan hackerlar, saatlerce sisteme
veri girişini engellemeyi hedefliyor. [0]

Anladığım kadarıyla irc.anonops.li #opturkey kanalındaki konuşmalardan
bahsediyorsunuz. Orada bir siyasi partiye saldıralım, YSK’ya saldıralım
vs. diyen kişilerin daha Anonymous’un ne olduğundan haberdar
olmadıklarını siz de ben de tahmin edebiliriz. Dikkat ettiniz mi
bilmiyorum ancak Anonymous oluşumu o kanalda ve diğer birçok yerde de
hiçbir politik, dini, ırkçı yaklaşımları olmadığını belirtmiştir. Zaten
sonrasında gönderdikleri bildiride, iddialarınızın hepsi
yalanlamışlardır. [1]

Bu noktada benim aklıma 2 olasılık geliyor. Ya gerçekten Anonymous oluşumunu
yakından takip etmediniz, ya da yukarıda belirtilen IRC kanalında
söylenen “bu politik değil, amacımız sadece *SANSÜR* konusuna dikkat
çekmek” cümlelerini kaçırdınız.

Bu noktadaki tek sorum şu: böyle bir zamanda, güvenilir
kaynaklara dayanmadan, bu şekilde bir iddiayı nasıl ortaya
koydunuz ve bu açıklamadaki amacınız ne idi?

[0] http://www.gelecekonline.com/metin/huzeyfe_onal_siber_saldirinin_hedefi_12_haziran-11757
[1] http://www.ntvmsnbc.com/id/25221300/

Teşekkürler,
Eren TÜRKAY

1 Mayıs 2011

1 Mayıs 2011 yaklaşıyor. Geçen sene LKD ve BITDER ile beraber çok sayıda denilemeyecek bir katılımla  güzel bir 1 Mayıs geçirmiştik. Umuyorum bu sene daha fazla katılım gerçekleşir ancak şimdiye kadar  bloglarda ya da başka ortamlarda konu hakkında bir haber duy(a)mamak beni biraz üzdü doğrusu.

1-2 Nisan Özgür Yazılım ve Linux Günleri‘nde konuşulabilecek konu olarak bunu da hatırlamakta yarar  var. Özgür Yazılım ile ilgilenen insanlar olarak yüzyüze konuşmanın ve birbirimizle tanımanın organize olmamızda yardımcı olacağını düşünüyorum.

Linux Günleri’nde ve 1 Mayıs’ta görüşmek üzere!

Uyku Felci

Uyku felci (sleep paralysis) ya da REM atonia özetle uykuya daldıktan sonra ya da uyanmadan önce meydana gelen, beynin vucudunuzu belli bir süreliğine kontrol edememe durumudur. Halk arasında bunda karabasan da denir ancak nedense bu konu hakkında bazı tabuların oluşması insanlar arasında korkuya neden olmakta. Zannedersem bende de bazı tabuların olduğunu görmüş oldum.

Bu yazının konusu yukarıda bahsettiğim gibi REM atonia. 10 dakika önce kendisi tecrübe ettim ve gerçek anlamda beynin ne kadar mükemmel bir şey olduğunu anladım. Uyandıktan sonra hemen bunu yazmak düşüncesi ile bilgisayarımı açtım ve şu an bu satırları yazıyorum.

Sürecin yaklaşık olarak 20 dakika sürdüğünü tahmin ediyorum ancak uykuya dalma süresini de katarsak 10 dakika daha eklememiz gerekecek. Uykuya dalıp, REM uykusuna bu kadar çabuk girmem ve rüya görmem gerçekten beni şaşırttı. Rüya gördüğümün farkına varmamla birlikte sürecin başladığını tahmin ediyorum. Rüyamı kontrol ederken gözlerimi açtım, her sabah gözlerimi açtığımda gördüğüm sahneyi gördüm. Kalkmak istediğimi hatırlamıyorum ancak sanırım kalkmak isteyip kalkamadığımdan olacak ki yardım isteme refleksinde bulundum. Bu yardım isteme refleksi genellikle bağırma şeklinde oluyor ancak bunun farkında olan insanlarda daha farklı işleyebiliyor okuduğum kadarı ile.

Birkaç girişimden sonra başarılı olamayacağım, kaderime teslim olmam gerektiği düşüncesi geçti. O esnada gözlerimin karardığını, kaslarımın saniyenin çok küçük bir diliminde kıpırdadığını hissettim. Bu noktada ilginç olan ise, gözlerimin kararması esnasında, gözlerimin önünden arapça yazılar belirdi. Sanıyorum ki bu da benim her ne kadar yıktığımı düşünsem de, aklımın bir köşesinde hala var olan tabularımı imgeliyordu.

Sonrasında bu konu üzerinde okuduğum makaleler ve bunun doğal bir süreç olduğu düşüncesi geçti. Sakinleştim, gevşedim. Kaslarımı birkaç kez oynatmayı denedim, başarılı olamadım ancak birkaç saniye sonra gözlerimi açtım.

Yaşadıklarım sırasında beni en çok etkileyen şey ise beynin bu olay karşısındaki davranışını görmekti. Bütün bunları yaşarken gözleriniz açık değil, uyandığınızı zannetmek ve her sabah gördüğünüz sahneyi görmek beyninizin size yaptığı bir kandırmaca. Verdiğiniz tepkiler ise durumu ne kadar algılayabildiğinize göre değişiyor. Uyandıktan sonra sanki saatlerce uyumuş gibi yataktan dinç kalkmak ve hiçbir yorgunluğun vucutta olmaması ise ayrı bir güzellik. Umuyorum ki uyku felci olmadan bu şekilde kalkmanın bir yolunu ilerleyen zamanlarda bulabilirim.

İlerde siz de buna benzer, ya da farklı deneyimler yaşayabilirsiniz. Aklınızda bulundurmanız gereken tek şey, bunun doğal bir süreç olduğudur. Bunu yaşarken sakin olun, gevşeyin, tadını çıkarmaya bakın. Gerçekten sonrasında beyninizin ne kadar mükemmel bir organ olduğunu anlayacaksınız.